Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Koşu -1

Bu sitede “meglio tardi che mai-geç olsun hiç olmasın”  özdeyişinin en çok işlendiği konu spor ve koşu oldu. Zaten bu siteyi açmamda ki motivasyon 60 yaşa yakın başladığım koşu olayı sayesinde edindiğim, gördüğüm, yaşadığım deneyim ve bilgi  birikimi. Koşu ile ilgili yaptığım egzersizler, katıldığım yarışlar ve özellikle okuduğum son derece yeni ve bilimsel yazılar, ki maalesef bunların tamamı yabancı kaynak, olayın ne kadar geniş fakat bir o kadar da çok alanda etkin olduğu yönünde. Bu konuda yaptığım literatür taramalarında genelde koşunun sınırsız ve sürekli yeni eklenen konulardaki faydaları hep genel olarak anlatılmakta, obeziteden başlayarak, şeker, tansiyon, kalp ve dolaşım, psikolojik sorunlar, kemik erimesi, ömrü uzatması gibi bir çok konuda çok genel yazılar hep birbirini tekrar eden magazin ve gazete haberlerine rastlıyorum. Ancak konuya ilgi duymaya başladıktan sonra “algıda seçicilik” kavramı kapsamında etraftan duyduğum her olayı koşuya nasıl bağlarım şeklinde bir merak sonucu her olumsuzluğu koşu ile incelemeye ve bu şekilde alternatif bir çözüm önerisi haline getirmeyi düşündüm; bu da yeni bir konu serisi oluşturdu benim için.

Olaya baştan başlamak istedim, başın ve vücudun en önemli organı olan  beyinden. Obsesif Kompulsif Bozukluk-OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan beyinle ilgili bir  hastalık, kısaca takıntı hastalığı: Temizlik ve düzen takıntısı, başkasına zarar vermekten korkma, çocuğumun başına bir şey gelecek korkusu, sayılara takma…Yirmi yaşından itibaren de ortaya çıkıyor, yani tüm yaşamı zehir edecek cinsten istenmeyecek bir durum. Tabi fiziki olarak bulgu veren ve derecelendirmesi, fark edilmesi güç olan bir durum, aşırı düzeyde olanlar hariç. Eskiden ilaç tedavisi de pek yok. Meşhur Freud tedavileri ve filmlerdeki çocukluğuna döndürme seansları dışında zaman ve para gerektiren ve  başarısı düşük tedaviler nedeniyle yaygınlığı bilinememiş yıllarca. 20 YY ortalarından itibaren geliştirilen ilaçlar ve psikolojik tedavilerin birlikte kullanımı ve insanların gelir, sosyal düzeylerindeki artışlar nedeniyle tedavi isteyenlerin çoğalması ile elde edilen rakamlara göre yaygınlığı %2-3 olarak hesaplanıyor, yani 150-200 milyon kişi OKB hastalığına yakalanmış ve yeni doğanlar yakalanacak, hastalığın genetik nedenleri ile çevresel etkiler yanında.

Bu güzel kızın adı Claudia Barnett, 20 yaşlarında OKB teşhisi ile antidepresan alıyor fakat pek de faydasını göremiyor, takıntılar devam ediyor bu çağda hayatını zehir edercesine. Claudia aynı zamanda omurgasını sakatlamış bir olayda. İlaç ve tedaviler pek fayda etmeyince bu yaşımda sağlıklı ve mutlu olamazsam ne zaman olacağım diye iyice karamsarlığa düşmüş. Bir gün yolda yürürken bir iyilik perisi çıkar karşısına ve dile benden ne dilersen diye sorar; o da sağlıklı olmayı ister ve de peri elindeki sihirli değneğini sallayarak Caludia’yı takıntılarından kurtarır. Olay masallarda ki gibi tam da bu şekilde gelişmese de benzer bir şekilde gelişir. Caludia bir gün koşma ile ilgili bir yazıyı okuyunca hayatı değişmeye başlar. Bunlar yabancı olduğundan bizim gibi sürekli dizi, maç izlemez çoğunlukla okurlar, nedense. (Yıl 205, Boston’da kar alarmı verilmişti. Normalde bu durumda insanlar yiyecek stoklar, kırda, köyde ise odun stoklar. Bir kitapçı da idim. Bir dergi alıp sıraya girdiğimde insanların sepetlerinde bir çok kitap ile sırada olduğunu fark ettim, sorduğumda bu kışta kıyamette dışarı çıkamazsak okuyacak bir şeyler olsun cevabı almıştım.)  Koşmaya karar verir. Benim gibi önce 5K dener, kendini acayip iyi hissetmeye başlar ve olay bildik biçimde devam eder: 10K daha fazla. Caludia şimdi eğer omurgasındaki sakatlıktan kurtulursa Londra Maratonunda koşmayı hedefliyor.

“Bir çiçekle bahar olmaz” diyenler için en son yayınlanan akademik yazılardan bu konuyu destekleyici istatistiki anlamlılıklarını da daha sonra yayınlamayı planlıyorum, hatta bu konuda kendi akademik yazımı da hazırlayacağım…Yaşamkent, 20 Nisan 2018

Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Koşma -2   

Sıradaki konular:
-Diabetes Mellitus ve Koşu
-Kalp Sağlığı ve Koşu
-Tansiyon ve Koşu
-Diz Sağlığı ve Koşu
-Akıl Sağlığı ve Koşu
-İnovasyon ve Koşu
-Stress ve Koşu
-Uyku Bozuklukları ve Koşu
-Hayatta Başarı ve Koşu
-Okul Başarısı ve Koşu
-Sigara ve Koşu

 

“Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Koşu -1” için 8 yorum

  1. Cengiz
    Bu konudaki yazıları toparlayıp yabancı kaynaklardan da derlemeler ile kaynak/başvuru kitabı hüviyetinde sağlıklı olmanın koşu ile ilişkini anlatan bir yayının mı olsa acaba?
    Ne dersin?

    1. Bu seriye bir noktada o fikirle başladım. Nerede ise her hastalık, sağlık, psikolojik durum vb koşu ile bire bir ilişkilerine bakıyordum. Örneğin birinde bir rahatsızlık duyunca acaba koşunun buna faydası olabilir mi diye bakıyordum. Bir süre sonra gördüm ki: Nerede ise egzersiz yapmamayı çağrıştıran kalp, diz sakatlıkları dahil, tüm somatik ve psikolojik tüm sorunlarda egzersizin tıbbi tedavilerin yanında hatta önünde olumlu etkisi olabileceği yönünde yayınlar görmeye başladım.
      Bu serinin ikinci yazısı sırasında edindiğim bilgilerden “EPIGENETIC” kapsamında konu boyutlarının kişinin de ötesine geçerek gelecek nesilleri de etkileyeceğini bilimsel araştırma sonuçlarından gördüm.
      Eğer tekrar akademik bir ortam içine girebilirsem, konuyu daha bilimsel ve hatta “papers” yazarak incelemek ve kitap oluşturmak hedefi koyabilirim. Diğer şekilde daha magazinel bir derleme işe yarar mı bilemiyorum.
      Öneri için teşekkürler.

  2. Aslında pek farkında değiliz ama koşu sağlığın başı bunu fark edenler yaşamın mutluluk dolu tarafına ulaşmış demektir.İnsanın bencil olmayıp bunu topluma yayması ve etrafında mutlu insanlar görmesi kaliteli yaşamı getirir. Bunun için koşu alanları oluşturmak ve insanların birbirini teşvik etmesi önemli.

  3. sağlık için spor çok doğru ancak yaş gereği ben koşmak yerinie koşuşturmayı tercih ediyorum. çalışma ortamımda da zaman zaman bağırarark stres attığımı zannediyordum ama sanırım OKB belirtisi olabilir. Neyse daha gencim yaşlanmaya başlayınca bende size katılırım artık
    sevgiler 🙂

  4. Cengiz bey hoş geldiniz.
    Konu sağlık olunca yazılarınızı takip etmek zorunlu hale geliyor.

    Görüşmek üzere,

  5. Cengiz cim,
    Ben de Gunduz gibi dusunuyorum elbet bir gun bende emekli olup sizin gibi kosarim. Artik 70 mi 75 inden sonra mi? bilemem bunu zaman gosterecek ancak sizin gibi kosmaya basladigimda sizin bana cok fark atmamaniz icin yavastan da olsa hazirligimi surdurecegim.
    Hayirlisi, bekleyecegiz ve gorecegiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.