Kurumsallaş(a)mama

Dünya üzerinde gelişen olaylar, teknoloji, fikirler ülkemizde hep izlenir ve önce bir iki noktada konuşulur, itirazlar gelir, sonra birden olayın içine girilir, bu konuda olması gerekenden ileri gidilir, ancak bu ileri gidiş teknik anlamda değil, israf anlamında, abartma kapsamında olur. Bazen ise en önemli safhalar atlanır, bir ileri safhadan işe başlanır.

Benim yaşamımda, önce Almanya’dan gelen teyplerle başladığını gördüğüm bu olgu daha sonra renkli TV, bilgisayar, video ve son olarak cep telefonu ile çılgınca devam etmektedir. İnsanımız olaya, gereksinim ve olanakları açısından değil,  hava atmak ya da kendisini önemli göstermek açısından yaklaşmaktadır.

Bu durum tabi ki her alana yansımakta, kalite, Japoncadan çevrilen yönetimle ilgili sözler, İngilizce kelimelerin çoğunlukta olduğu kavram ve tanımlar, standartlar, ISO’ lar, CE işareti ve son olarak da “KURUMSALLIK”. İnternette, bile kurumsallıkla ilgili Türkçe olarak dişe dokunur bir tanım bulmak çok zor.

Kurumsallaşma denince insanların aklına ne geldiğini anlamak için, çalıştığım firmalardan birinde, çok küçük çapta, yönetici seviyesinde 10 kişi ile yapılan mini ankette kurumsallaşmanın “sistem” kelimesi karşılığı olduğu yanıtı alınmıştır. Bu kişilerle uzun bir süredir kurumsallaşmayı konuşuyor olmamıza rağmen tam bir tanım alamamış olmam konuyu iyi aktaramadığım gerçeğinin yanında konunun tanımının bile bu kadar güç olduğunu, uygulamasının daha da güç olacağını göstermektedir.

Kurumsallaşmanın tanımı çok basittir:İki kelime ile kuralların belirlenmesi ve bunlara uymaktır.

Şirket içi yapılan toplantılarda firmaların, özellikle, aile firmalarının, kalıcılıklarının iki-üç kuşak devam ettirilmesi için kurumsallaşması gerektiğini herkes kabul ediyor. Ancak bu konunun, kelimenin tam olarak anlaşıldığımı, ne anlama geldiğini, beyinde nasıl bir imaj oluşturduğunu bilemiyorum. Kurumsallaşmanın ne olup ne olmadığını anlayabilmek için bile belirli bir deneyim, eğitim gerekli.

Kurumsallaş(a)mama, kuralların olmaması ve/veya kurallar olsa bile bunların duruma göre bazen uygulanması bazen uygulanmaması, herkes kurumlaşıyor biz de kurumsallaşalım felsefesi ile olaya yaklaşılması yani işin hep yaptığımız şekilde özünden uzaklaşılmasıdır.

Kurumsallık karşısındaki en önemli engel aile şirketleri olarak gösterilmektedir. Bunun nedeni, özellikle ülkemizde aile şirketlerinin çok fazla olması ve aile şirketlerinde işin içine adından da anlaşılabileceği gibi bazen bir, bazen birkaç aile, genişliğine, kuşak sayısına göre çok çeşitli düzeyde ve karışımda, kişilerin duyguları ile birlikte katılmalarıdır.

Kurumsallaş(a)mama göstergelerinden bazıları aşağıdadır.

  • Profesyonel yöneticiler olsa bile yetki ve sorumluluk devredilmemişse,
  • Yasal mevzulara uyum göstermede olası ve hatta kesin sorun oluşturacak konulara bile, bir şey olmaz zihniyeti ile yaklaşım varsa,
  • Aile içi konular şirkette de tartışılıyorsa,
  • Aileler birbirleri hakkında konuşuyorsa,
  • Görev ve sorumluluklar tam olarak belirlenmemiş veya belirlenmiş olsa da sürekli bunlara müdahale ediliyorsa,
  • Sürekli konuşuluyor, bir karar alınıp uygulanamıyorsa,
  • İleri teknoloji, özellikle iletişim ve bilişim araçları kaynak israfı ve ilave personel anlamına geliyorsa,
  • Şirket içerisinde akraba veya hemşeri olanların sayısı olması gerekenden fazla ise,
  • Organizasyon yine akraba veya hemşerilik esaslarına göre düzenlenmişse,
  • İkinci veya üçüncü kuşak şirket içerisinde an alt görevden başlamadan direkt yetkili bir noktadan işe girmişse,
  • Bunlara sağlanan olanaklar belirli kurallara tabi değilse,
  • Ben yaptım oldu, sorunları maaşlı çalışanlar halletsin düşüncesi hakimse,
  • Çalışanlar, Aile bireylerinden çekinerek iş yapıyorlarsa,
  • Çalışanlara güven duyulmasında zafiyet yaşanıyorsa,
  • Maaşlı çalışanlar, beceri, bilgi ve deneyime göre değil, aileye yakınlığı ile kariyer ve kazanç basamaklarında ileri ise,
  • Şirket içerisinde patronlara istihbarat sağlayan kişiler çoksa,
  • Kurallar her kes için eşit ve adil olarak uygulanamıyorsa,

Kurumsallaşmak, her şirket için gerek ve yeter şart değildir. Eğer kişiler (patron) , bu kadar yıllık tecrübe ve bilgi birikimim var, şirketi bu seviyeye benim yönetim şekli getirdi, kuralları ben koyarım, istediğim zaman değiştiririm ve istediğim şekilde uygularım derse bu da bir yönetim tarzıdır. Kimi uzmanlara göre bu tip yönetim tarzı, en fazla bir kuşak belki iki kuşak sürdürülebilir olmasına rağmen, bazen avantaj da sağlayabilir. Kararlar sürat ve cesaretle alınıp uygulanabilinir, fırsatlar yakalanabilir, aile dışından gelecek ve genelde kalite ve güvenirlikleri tam belirlenmemiş profesyoneller yerine, karşılıklı güven ve sevgiye dayanan, işe sahiplenmenin, gayret ve özverinin en üst düzeyde olabileceği bir ortam zaten oluşmuş durumdadır.

Ancak esas sorun hem kurumsallaşalım, hem de kuralları istediğim zaman ben değiştireyim şeklinde bir yaklaşım ve yönetim tarzı uygulamaya çalışmakla ortaya çıkar. Bu kurumsallaşma tanımına da girmez, aile şirketi yönetimi de olmaz, en az başarı getirecek bir şekil, hatta şekil de değil, güven duyulmayan bir uygulama olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.