ABD Neden Number One…Kaynakları

Amerika tartışmasız dünyanın en güçlü ülkesi, bu dönemde; bilimde, sanatta, iş dünyasında, müzik, askeri gücü… İçeri giriş serbest bırakılsa dünyanın yarısı buraya gelmeye çalışır, her ne kadar Trump mevcutları da göndereceğini söylese de. Nereden kaynaklanıyor bu güç, bu etkenlik ve dünyaya hükmetme durumu? Bakılacak kaynaklar: İnsan, hammadde, coğrafik pozisyon, nüfus ve toprak büyüklüğü, mevcut altyapı, sistem, ekonomik kaynaklar, sermaye, üretkenlik, verimlilik, üniversiteler ve bilimsel kuruluşlar, Ar-ge. Benim ilk aşamada gördüklerim, öğrendiklerim ve kendime göre önem derecesi en yüksek olan faktör: İnsan Kaynakları ve bu vasıta ile ülkeye giren beyingücü ve sermayeyi irdelemek istedim, bu yazıda.

Vernon’un “Ürün Yaşam Evreleri Kuram”ı teknolojik, yenilikçi ürünlerin geliştirilmesi, üretimi, ithal ya da ihraç edilmesini gelişme düzeylerine ve değer zincirindeki yerlerine göre değişik ülkelerdeki evrelerini açıklamaya çalışır1.  Her yıl  binlerce yenilikçi, teknolojik ve çok yüksek kar marjlı ürünlerin devreye girmesi ve bunun ekonomiye olarak müthiş katkısı tahmin edilebilir sanırım. Bütün bu yenilikçi ürünler kim tarafından geliştirilmektedir? 1998 yılında Hindistan Teknoloji Enstitüsü2 mezunlarının en parlak olanlarından yüzde otuzunu ABD’ye kaptırmıştır.  2001 yılında BM tarafından ABD’ye kaptırılan bu beyin göçünün Hindistan’a yılda 2 milyar dolar kaybına yol açtığı belirtilmektedir. 1990 ve 1991 yıllarında yapılan bir araştırmada  bilim ve tıp alanında  doktoralarını bitirenlerin yüzde 88’inin beş yıl sonra hala ABD’de kaldıkları belirlenmiştir.  1990’lı yıllardan beri yaklaşık 900.000 nitelikli çalışanın bu ülkelerden geçici vize programı kapsamında ABD gelmişler3.  Bunlar, kendi ülkelerinin en üst entelektüel seviyesinde ve bilim adamı nosyonunda gençler.

ABD nüfusu 2014 yılı itibarı ile 320 milyon civarında. Normal dağılım eğrisine göre bu nüfusun IQ ve entelektüel olarak ortalamanın üç üzeri standart sapmasında yer alan ve üstün zeka olarak kabul edilen yüzde 0.1’i yaklaşık 300.000 kişidir. ABD tarafından kabul edilen ülkelerinin en zeki insanları ki, sadece Çin ve Hindistan toplam nüfusu 3 milyar kabul edilirse, üstün zekalı yüzde 0.1 ‘i 3 milyon kişi içinden ABD üniversiteleri kriterlerine dayalı sıralama sonrası seçilen bu 900.000 kişi yaklaşık ABD aynı grubun üç katı olarak ortaya çıkmaktadır. Yani ABD şu andaki nüfusunu 3 katı daha ilave edilse bu kadar sayıda teknolojik ve yenilikçi ürün ortaya koyabilecek böyle bir gruba sahip olabilecektir. ABD’ye gelip burada yerleşen ve çoğunluğu belirli süre sonunda ABD vatandaşı olarak ülkede yerleşen bu grubun zeka seviyesi tüm nüfusun IQ ortalamasını yukarı çekerken. bu beyin göçünü veren ülkelerin toplam IQ ortalaması düşmekte, üniversite mezunu ve hatta okuma yazma oranı düşük bu ülkelerdeki araştırmalar, buluşlar ve hatta eğitim seviyesini de düşürmektedir. Diğer taraftan ABD’ye kaptırılan bu beyin göçü sadece gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmamakta gelişmiş ülkelerden de pek çok kişi çeşitli nedenlerle ABD’ye yerleşmektedir. Bu şekilde, ABD katma değeri çok yüksek olan yenilikçi ve teknolojik ürünlerden daha da fazla üretir hale gelmektedir. Bu bir çığ etkisi şeklinde giderek artmaktadır. Bu rakamlara yine kendi finansal kaynakları ile ABD’ye okumaya ya da iş kurmaya gelenlerin oluşturduğu müteşebbis ve genelde zengin ve memleketlerindeki üst düzey kişilerin kattığı, girişimcilik zekası ve bağlantılar, buraya aktardıkları ve bıraktıkları sermaye de eklenince ibre iyice ABD’den tarafa dönmekte.

Yıllar içerisinde bu döngüden yeterince faydalanan USA’de önemli büyüklükte ve milyonlarca araştırmacıyı finanse edebilecek sermaye birikimi, dünyanın en ünlü ve bilimsel açıdan etkin üniversitelerindeki projeler de bu zincire eklenince, kaçınılmaz olarak ABD dünyanın “number-one” ülkesi olarak varlığını sürdürmekte ve bu saadet zinciri kırılmadıkça ki yakın gelecekte mümkün görünmüyor, sürdürecektir… Reading-MA, 24Nisan 2016

Notlar:
1 Vernon’un  Ürün Yaşam Evreleri Kuramı: Kuram konuyu zaman ekseninde açıklamaya çalıştığı için dinamik bir yapıdadır ve ürünlerin yaşam devrelerinin işleyişi bakımından ülkeleri en gelişmiş ülke konumundaki Amerika Birleşik Devletleri (başlangıç / ilk üretim ülkesi), diğer gelişmiş ülkeler ve daha az gelişmiş ülkelerin biçiminde sıralamaktadır. Diğer bir ifadeyle ele alınan ürünün üretimine ABD’de başlanacağını ve zaman içinde üretimin daha az gelişmişlik düzeyindeki diğer ülkelere kaydırılacağını; DDY hareketlerinin böylelikle ortaya çıkacağını savlamaktadır. Dolayısıyla, yeni bir ürün ABD’de az miktarda ve iç pazara üretilir, üretimi ufak çaptadır, ürün gittikçe geliştirilir. Üretim ihracata değil, iç talebe yöneliktir. Bu arada çok pahalı ve öncüdür. Gelişmiş ülkelere biraz, az gelişmişlere de çok daha az ihraç edilebilir. Daha sonra diğer gelişmiş ülkeler de bu ürün lisansını alarak üretime girer. Az gelişmiş ülkeler bu kez ABD yanında bu gelişmiş ülkelerden de ithalata başlar. Yenilikçi firma; daha karlı bulduğundan, içte ve dışta yeni teknolojinin lisansını satmaya başlar. Daha sonra, yüksek maliyetli Ar-Ge gerektirmediğinden ve zaten az gelişmiş ülkeler bu konuda zayıf olduklarından faktör maliyetleri düşük ve telif haklarının da yasalarla fazla korunamadığı az gelişmiş (taklitçi) ülkelere kayar. Yenilikçi ülkede üretim sürer; ancak ihracat artış hızı yavaşlar. Çünkü taklitçi ülkeler düşük fiyatla ihracat piyasalarını ele geçirmeye başlamıştır. Yenilikçi ülkede üretim sürerken, ihracat azalmaya başlar. Taklitçi ülkelerde üretim hızlanır, ihracat gittikçe artar. Sonunda yenilikçi ülkenin iç talebi, yerli üretim yerine ithalatla karşılanmaya başlar. İç üretim hızla düşer. Artık teknoloji bütün dünyaya yayılmıştır. Teknoloji bütün ülkeler tarafından kullanılır hale gelmiştir. ABD ve diğer gelişmiş ülkeler başka alanlarda yine yenilik peşinde koşmaya, yeni mallar bulup üretmeye ve bunların ilk ihracatçısı olmaya devam eder. Özetle, ürünü ilk çıkaran, genelde ABD, bir birim maliyetle ürettiği malı yüz birime satarken, bu evrelerin sonunda taklitçi ülkeler belki bir birim maliyetle ürettiği bu malı belki bir-buçuk birime satabilir (Yardibi C., .Mobilya Sektöründe Uluslararasılaşma ve Rekabet Stratejileri: Türkiye Örneği, Yayımlanmış Doktora Tezi, THK Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara., 2016).
2
Hindistanın teknik konularda faaliyetleri organize eden üst bir organizasyon.

3
http://immigrationtounitedstates.org/390-brain-drain.html

 

60’ta öğrendiklerim-1: AIG

Madem Amerika’lardayız, biraz buranın kültürünü canlı olarak öğrenelim istedim. Aynı apartmanda yaşayan emekli bir matematik öğretmeni olan Mr. Gil, ile arada sohbet ediyorum, kapının önünde gördükçe. Bu bölgede 1900’lü yılların başında gelen İrlandalıların istenmeyen topluluk olarak görüldüğü aynen Afro-Amerikalılar gibi ayrımcılığa tabi tutulduğunu ondan öğrendim. Bölge dünyanın her yerinden önemli göçler almış; İrlandalılar, İtalyanlar, sonradan Latin Amerikalılar, Çinliler, Hintli, Pakistanlı. Bu nedenle din görüşü olarak da çok farklılıklar var. Gezerken gördüğüm kiliseler hakkında soru soruyorum Gil’e. Katolik kilisesi, Protestan Kilisesi, Unitarian Kilisesi, hatta Korelilerin bile farklı ibadethanesinden bahsediyor. Genelde bu bölgede Katolikler, ABD  genel ortalamasına göre çok fazla oranda. Bu nedenle Reading şehrinde iki Katolik kilisesi varmış. Tüm Amerika’da kendini dindar olarak görenlerin oranı yüzde elliden biraz az. Bunların çoğunluğu Katolik (%20 civarında), ikinci sırada Baptist Protestanlar varmış. Hristiyanlık ile ilgili ayrıntılar bayağı karışık bulduğumdan fazla detaya girmek istemiyorum. 

Reading Kütüphanesi çok güzel ve çok çeşitli dergiler geliyor. İki haftalığına neredeyse tüm dergilerden alıp evinizde okuyabiliyorsunuz. Yine buradaki gazetelere bakarken AIG(Answers In Genesis) diye bayağı uzun bir yazı gördüm; Nuh’un gemisi resimleri vardı. Algıda seçicilik kavramı devreye girdi ve önce televizyon sonra internet üzerinden AIG ile ilgili konulara bakmaya başladım. AIG, kökten hristiyancı bir grup ve genç Dünya yaratılışçıları olarak yeryüzü ve evrenin oluşumu hakkında bilimsel temelleri reddeden, tam tersine İncil’de yer alan hikayelerin bilimsel gerçekler olduğunu savunan bir grup.  Bunlara göre Tanrı dünya ve evreni 6.000 yıl önce MÖ 4008 yılında altı günde yarattı. Nuh MÖ 2.500 yılında dinazorlar da dahil tüm hayvanları ve sekiz insanı gemisine aldı. Diğer tüm canlılar selde yok oldu. Bu konuyu abartarak Kentucy kentinde Nuh’un gemisini tekrar inşa ettiklerini ve bütün hayvanları burada sergileyeceklerini iddia ediyorlar. Nerede ise 5 milyondan fazla hayvan çeşidi, çarpı iki, artı tüm dinazor çeşitleri bir gemide. 

Devamı gelecek….

60 sonrası diz sağlığı

peter-skins-his-knee-family-guyZaman zaman gençlerde de rastlanmasına rağmen insan eskidikçe vücut parçaları da yıpranıyor haliyle. Bunlardan bazıları vücut tarafından doğal olarak, bazıları ilaç bazıları da yedek parça değişimi ya da ilave parça eklenmesi (gözlük, işitme cihazı, baston vb) ile bir süre daha görevini yapmaya çalışıyor.

Bunlardan biri de destek ve hareket sisteminin önemli bir parçası olan diz ve buna bağlı çalışan diz kapağı, kıkırdaktır (cartilage). Kıkırdak yediğimiz besinlere göre kendini yeniler. Diz kıkırdağında etkili olan en yaygın diğer faktörlerden biri de son zamanlarda iyi tanınan, 40 yaşının üzerindeki neredeyse herkesi etkileyen kireçlenme imiş. Kıkırdakla ilgili sorun yaşaması muhtemel diğer ilgili gruplar, düşme sonucu oluşan kıkırdak yaralanmalarına maruz kişiler ve sporcular, özellikle de uzun mesafe koşucuları olarak gösterilmektedir. Bu yüzden, yeterli ve uygun beslenme kıkırdak dokusunun hızlı yenilenebilmesi için gereklidir. Hızlı kıkırdak yenilenmesi için en önemli amino asitlerden biri lisindir. Lisin, kalsiyum emiliminden ve zarar görmüş bölgeyi onaran kolajen (kıkırdak tutkalı) üretiminden sorumludur. Lisin içeren bazı besinler: bakliyat, balık, jelatin(paça), zencefil, halis zeytinyağı vb olarak bir çok sitede ve kitapta verilmektedir.

Bunun yanında yıllık satışları milyar dolarlarla ifade edilen, ilaç olmayan fakat destek sağlayıcı ürün olarak her yerde satılabilen glucosamine, chiondrit, MSM  gibi ürünler özellikle sporcular tarafından yakından takip edilmektedir. Bu ürünler farklı şekillerde, günde 1 adet (one-a-day) yada iki adet hap ya da toz şeklinde pazarlanmakta ve artirit ağrısı çeken ya da kıkırdağı güçlendirmek isteyenler için ayrı bir seçenek olarak sunulmaktadır.

Nedir bunlar? Bunlar iltihaplanmaya karşı (anti-inflammatories) bir ürün değildir, fakat insanlar diz ya da başka eklem iltihabına maruz kalma durumunda kullanırlar ve iyi geldiğini söylerler. Bunlar performans artırıcı değildir, fakat atlet ve vücut geliştiriciler performanslarını geliştirici ilaçlar yerine bunları kullanırlar. Bütün bu tip maddeler “yiyecek-benzeri” fakat yiyecek değil, vitamin değil, ancak alınmasında sakınca olmayan ve bir şekilde bir yerlere faydalı olacağı sanılan maddelerdir (*).  Yaptığım literatür araştırmasına bağlı olarak aşağıdaki gruplama ortaya çıktı:

  • Ciddi tıbbi kuruluş ve araştırmalar, geyik olduğunu söylüyorlar. Placebo denen hiçbir etkisi olmayan ilaç süsü verilen malzeme, ile bu tip aktar ürünlerini alanların belirli bir süre sonra karşılaştırmalarında fark olmadığını, placebo (içi boş ilaç) alanların Glucosamine ya da Chondrotin aldığını zannederek , ilacın kendilerini iyileştirdiğini belirttikleri, MR ve röntgen sonuçlarından farklı bir sonuç göremedikleri,
  • Yine bir çok ciddi kuruluş tarafından, ki bunlar genelde Amerikanın meşhur hastaneleri web siteleri, yazılarında ise daha önce bahsettiğim gibi önemli zararlardan bahsediliyor, yan etkilerden bahsediliyor. Burada astım, gastrit-ülser, böbrek sorunu, deri ile ilgili sorun, ya da potasyum alması istenmeyen kişilerin dikkatli kullanması, katarakt ve göz kuruluğu riskini arttırıyor ki, bizim yaşlarda katarakt önemli bir konu, kanama riskini artırıyor, tansiyonu artırma riski var, kan şekeri düzeyini olumsuz etkiliyor, karaciğerde hasar meydana getirebiliyor, sırt ve boyun ağrılarına neden olabiliyor, mide yanması gaz, ağız kuruluğu, LDL artırıyor…Bu liste uzayıp gidiyor. Tabi ki bunların hepsini bir kişinin yaşaması diye bir şey söz konusu değil. Herkesin yapısına göre bunlardan bir ya da bir kaçı etkili olabiliyor.
  • Bazı yazılarda ise, kimilerine iyi gelebildiği, fakat genel olarak bir katkı sağlamadığı, bu nedenle 1-2 ay denenip iyi geldiğini hissedersen kullan diyor. Bur da ne “şiş yansın ne kebap” felsefesi kokuyor. Ancak benim değerlendirmeme göre bu durum şundan kaynaklanıyor olabilir: Kanserde bile ilaç bile kullanmasan belirli bir yüzde iyileşebiliyor, yüzde 3-5. Bunlarda ya vücut direnci bir sebeple artıyor, psikolojik, hava değişimi ya da başka bir olay ya da genetik olarak güçlü olabiliyorlar. Bu arada örneğin bir hocaya üfletti ise “vay hoca iyileştirdi” ya da tesadüfen affedersin eşek sütü içti ise, eşek sütü şu hastalığa iyi geliyor babında dedikodu yayılıyor.
  • Bazı yazılar ki bunlar çok az, araştırmalarda fayda elde edildiği yazılmış, ya da bunları kullananlar sorunlarına iyi geldiğini belirtmişler.

Önemli bir diğer konu da başka bir ilaç kullanıyorsan bir nedenle, kesinlikle birbirini olumsuz etkileme söz konusu.

Bir de geyik forumlar var, “bu hap Ayşe Teyze sırt ağrısına  iyi gelmiş, sen de dizin için kullanabilirsin” babında.

Bu nedenle kesinlikle doktor, ama burada bahsettiğim DOKTOR, eğer bu alanda iyi, ilgili ve bilgili  bir tanıdığın varsa, kontrolü ve tavsiyesinde, belki denenebilir, paran bolsa. Çünkü eğer dizde bir problem varsa etkisi için en az 3 ay kullanmak gerekiyor, etkisini görmek için(**).  

Bana sorarsanız  verilecek  her kilo on kutu bu aktar malzemelerinden daha faydalı. Gerçekten  kilo da dizlere binen yükü çok fazla artırmakta. Bunu hiçbir ilaç, şimdilik engelleyemiyor.

Artı yiyecekler, halis zeytinyağı, zerdeçal, balık, paça fayda sağlayabilir. Ancak bunları yemekten önce mi sonra mı yiyeceğim diye sormazsınız umarım.

Koşmak diz kıkırdağı kalınlaştırarak olumlu katkıda bulunuyor. Benim son yazdığım yazıda bu konuya işaret edilmekte. Ancak fazladan her kilo 3-5 kat fazla kilo olarak dizlere vuruyor. Bu nedenle öncelik:

  1. Kilo vermek
  2. Ayakkabı seçimi
  3. Doğru zeminde koşmak
  4. Yiyecek seçimi
  5. Belki bunların hepsinin sonunda denemek için bu ilaçlar o da fazla paran var da harcayamıyorsun, bari bu da kalmasın denirse,

Homo-sapiens türü, çalışmadan ve özellikle bir anda sorun çözecek mucizelere fazla alıştırılmış gibi, tabi derecesi farklı kültürlerde farklı seviyede olmak üzere. Bunların başında hurafelere dayalı davranışlar, sonra bir hapla zayıflama umutları, en az eforla en fazla sonuç alma gelmekte. Hatta insanlar mevcut yapısını değiştirecek operasyonlarla, mide kelepçe, yağ aldırma, her türlü riski göze alabiliyorlar. Ancak; çözümler hep uzun vadeli, sabır ve çalışma gerektiren cinsten olursa kalıcı olabiliyor, maalesef.

(*)https://www.painscience.com/articles/supplements-for-pain.php (**)http://www.arthritis.org/living-with-arthritis/treatments/natural/supplements-herbs/glucosamine-chondroitin-osteoarthritis.php

Not: Buradaki bilgiler tıbbi bir araştırma ya da tedavi amaçlı değil sadece literatür taraması sonucu elde edilen bilgilerden oluşturulmuştur.  Reading, 30 Mart 2016

Türklüğünü Kaybetmemek

atatürkAmerika’da, Çinliler, Hintliler ya da Pakistanlılar kadar fazla olmasa da her şehirde Türkiye’den çeşitli amaçlarla buralara gelerek yerleşmiş ya da yerleşmekte olan Türklere rastlamak mümkün. Bazen bir alışveriş merkezinde gezerken Türkçe konuşmalardan, belki bazen davranışlardan çokça da Türkiye’deki tanıdık ve çevrelerden elde edilen referans bilgilerden uzaklarda nostalji oluşturacak bu tip olaylarla karşılaşmak ilk anda mutlu kılıyor insanı. Nerelidir acaba? Ne maksatla gelmişler, buralarda kalmışlardır? Mutlu mudurlar? Dönüş arzuları var mıdır? Yoksa temelli buralarda kalmaya mı karar vermişlerdir? Bir çok soru gelir geçer insanın aklından. Genelde referans yoksa pek temas edilmez nedense. Çekinilir birbirlerinden. Halbuki diğer ülkelerin insanları daha biri birine düşkün görünür. Çinliler, Hintliler hep bir aradadırlar. Reading (Boston yakınında bir town) sokaklarında koşarken bir çok evin önündeki bayrak direklerinde İrlanda ve İtalyan bayrakları, Amerikan bayrakları yanında asılıdır, belli ki gurur duymaktalar ait oldukları, geldikleri köklerinden. Bizimkiler acaba, benden bir şey mi ister, ya da kıskançlıktan dolayı mıdır bilinmez, uzak durular genelde, 40 yılın deneyim ve gözlemime göre.

Ancak bir de gururumuz olabilecek pozisyonlarda genelde üniversite ya da araştırma kurumlarında bilim insanı olmayı başarmış, Amerikalıların bile gıpta ile baktığı değerli insanlarımızla tanışma fırsatı ortaya çıkabilir. Nobel Bilim Ödülü kazanmış, halen Amerikalı olsa da eskiden bizden olan Prof. Aziz Sancar gibi çok nadir kişilerle karşılaşma şansımız olmasa da kendi çapında önemli kişiler memleketinizden, burada hemşehriler kastediliyor, ya da tanıdık çevrenizden “yaa bizim ……. de orada idi” gibisinden başlayan yardımsever düşüncelerle, tanışma fırsatı önünüze çıkabilir.

İşte bunun gibi bir “bizim de orada” vak’ası başımıza geldi. Gerçi bir çok kez benzeri olay başımızdan geçtiği halde bu sonuncusu biraz ilginç geldiği için yazmak istedim. Buranın, Boston, pek meşhur bir hastanesinde önemli bir konuda uzman bilim insanı bir hemşehrimiz olduğunu öğrenince, biraz merak, biraz gurur duyguları ile ve ayrıca referans veren yakınımızı kırmamak için isimden internette iletişim bilgisine erişildi. Tabi önemli olan bu kişinin Amerika’da da olsa bir sekreteri vardı. Numarayı bırakıldı. Çok kısa bir süre sonra aradığım gururumuz, hemşehrimiz bayan kendi cep telefonundan aradı. O kadar sevinmiş görünüyordu ki, cebini, e-mail’ini bırakarak muhakkak görüşmemizi istedi. Yaklaşık 20 dakika süren samimi telefon görüşmesinde, kendisi Türkiye’den yeni döndüğünü ve bir hafta-on gün içinde işlerini düzen koyduğunda muhakkak tekrar görüşüp buluşmayı düşündüğünü beyan etti. Konuşma sırasında aklımda kalan en heyecan verici konuşma: “Ben 30 yıldır buradayım ama Türklüğümü kaybetmedim, diğerleri gibi”  bir cümle idi. Bu da beni ve anlattığımda yanımda bulunan eşimi çok sevindirdi. Çünkü burada yerleşik çocukların böyle değerli ve bilgili kişiler ile tanışması fikir her zaman hoşumuza gitmiştir.

Yazıma bu kişi ile buluşup, görüştükten sonra neler yeyip içtiğimizi, yıllardır buralarda nasıl yaşandığını, buralarda bilim insanı olmanın ne kadar zevkli ve insanlık yararına olduğu, birazcık da “ne olacak bizim memleketin hali” muhabbeti ile devam etmem gerekirdi. Ancak, olay şu şekilde devam etti: Ben hemen kendimizi tanıtan bir e-mail döşedim. Döşedim derken kısaca yazdım fazla vaktini almamak için. Ve kendilerini ailesi ile birlikte ikindi çayına davet ettim, on gün sonrasına. Bir hafta sonra yanıt alamayınca, gelirlerse hazır olalım diye verdiği cep numarasını aradım. Türklüğünü kaybetmeyen bilim insanımız cevap veremedi. Normaldir, hastası toplantısı vardır dedim. Biraz sonra kendisi tarafından arandım. Ancak konuşmasından ben olduğumu bilmeden aradığını anladım. Numarayı henüz tanımadığından bir hastası ya da kendince önemli birinden geldiğini sanarak geri dönmüştü. Kendimi tanıtır tanıtmaz  “Şu anda klinikteyim, hemen geri arayacağım” dedi ve kapattık.

O gün bu gündür, ne mailime yanıt ne geri dönen bir telefon. Burada kesinlikle bir yanlış anlama durumu yok. Ben de bizim kültürde bir klasik olan bu durumu kabullenerek bir daha kendilerini rahatsız etmedim, tabi ki. Umarım çok acil bir olay araya girmemiştir.

No further comments!

Cengiz Yardibi,
Reading, MA, 14 Mart 2016

60 sonrası biraz istatistik

Örneklem Büyüklüğünün Belirlenmesi- Sample Size Calculation
Copy-writing-statisticsTezim için yaptığım anket “sample size-örneklem büyüklüğü” hesaplanması ve yorumlanması konusunda bir kaç istatistik mezunu genç ile yaptığım görüşme ve web üzerinde yaptığım Türkçe sitelerdeki açıklamalardan tatmin olmayınca kendimi “stattrek” sitesinde buldum. Bizim sitelerde gerek tercüme hatası gerek formüllerde verilen sembollerin açıklamalarda farklı olarak kopyalanmış olması ya da aktarma sorunu nedeniyle sağlıklı bir bilgi elde edilmesi olanaksız gibi geldi. Üstelik akademik düzeyde ve akademik unvanlarla yayınlanan bu notlar o kadar baştan savmaki…İşte benim derlediklerim: Okumaya devam et “60 sonrası biraz istatistik”

Hayatın Sesi-Koşmak Üzerine

0a8c7e0256d44c98a27beaab8e4648fa

29 Eylül 2015 TRT Radyo 1 Yayımlanan “Hayatın Sesi” Programı Ses Kaydı
KONU      : Meglio Tardi Che Mai!
YAPIMCI : MügeTÜZÜN GERÇEK
SUNUCU : Hafize OKAN
KONUK   :Cengiz YARDİBİ
Ses Kayıt link:
      Radyo_1_HayatinSesi

60-100…Koşmanın Yaşı Yok

RUNNER’S WORLD  YAZ 2015 SAYI:5;
dergideki yazı pdf için: RW_Kosmanıin_Yasi_Yok4“Geç olması, hiç olmamasından iyidir” felsefesini hayatına yansıtan 60 yaşındaki Cengiz Yardibi, Vodafone İstanbul Maratonu’nda yarışacak.
YAZI: UĞUR MUTLU

RW_2pGERÇEK BİR KOŞU TUTKUNUYLA tanışmaya hazırolun. Cengiz Yardibi, bugüne kadar birçok meslekle haşır neşir oldu. Pek çok farklı spor dalını deneyimledi. Üç farklı lisans programı bitirdi ve şimdi, Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nde İşletme üzerine doktorasını yapıyor. 60 yaşındaki Yardibi’nin bize ilham veren son icraatı ise, 15 Kasım’da Vodafone İstanbul Maratonu’nda yarışmaya hazırlanması. Üstelik doktorların kendisine defalarca “koşma, yürü” demesine rağmen.

İlk olarak, 2013 yılında maratoncu bir arkadaşının Ankara’da düzenlenen Gazi Koşusu’na katılma teklifiyle yarış serüvenine başlayan Yardibi, aslında sporla her zaman iç içeydi. Bugüne kadar futbol, tenis, yüzme ve güreş gibi sporlarla uğraşan Yardibi, “Yaş ilerledikçe sakatlık riskleri de artmaya başladı ve ben de sağlığımı korumak için koşuya yöneldim” diyor. İlk etapta 3,daha sonra 5, ardından 8 kilometre koşmaya başlayan Yardibi için bu spor bir anda vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü. Okumaya devam et “60-100…Koşmanın Yaşı Yok”

Bebek-Çocuk Odası

hazardous materialAnne-babalara, “çocuğunuza kalıcı zarar vermek  ya da bile bile hasta etmek ister misiniz” diye sorsanız, hepsi dalga mı geçiyorsun diye tepki verirler, ancak, çoğu anne-baba farkında olmadan bu şekilde bir davranış içerisindedirler.

Hepimiz, en kıymetli varlıklarımızın ve geleceğimizin çocuklar olduğunu çok kolaylıkla ve düşünmeden söyleriz. Herkesin yaşamında ve yaşam alanlarında bir çocuk mutlaka vardır, kendi çocuğu olsun, torunu olsun, yeğeni olsun. Evlerdeki çocuk odaları, çocuk mobilyaları, çocuk mamaları hatta oyuncaklar: Hepsinin başında “çocuk, bebek” kelimeleri olsun ya da olmasın, çocuklara uygunluğununa teknik ve eleştirel gözden bakıldığında bazı acı gerçekler ortaya çıkar. Bunun için uzman olmak da gerekmez, azıcık araştırma, çocuk için kriterleri sıralama ve bunların edinilmesi düşünülen nesnede olup olmadığının kontrolü en çabuk ve doğru sonuca ulaştırabilir.

Nedir çocuk, bebek  ortamları, çevre, eşya, oyuncak, giysi, yiyecek de bulunması gerekenler?
Okumaya devam et “Bebek-Çocuk Odası”

60’ında Babalar Günü

DSC00592Bizim çocukluğumuzda televizyon değil radyo bile yoktu, sonradan geldi. Aslında evimizde elektrik, su bile yoktu. Doğal gaz var mıydı diye kimse sormaz umarım. Gaz lambası denilen bir mumluk aydınlatma cihazı ve sonradan eve giren ve sadece önemli anlarda yakılan lüks ise gerçekten lüks bir aydınlatma cihazı idi. Lüksün ışık veren gömlekleri pahalı idi. Bir parmak şeklindeki gömleğin kağıt paketinden çıkarılıp yerine takılması ve ipinin sıkılması hala aklımda. Okumaya devam et “60’ında Babalar Günü”

after 50…to-do-list

İlave konular için lütfen yorum yazın

Spor, Beden eğitimi

  • Koşun, hiç olmazsa yürüyün
  • Yüzün
  • Trekking, dağlara çıkın
  • kısa/uzun mesae yarışlara katılın
  • Scuba diving, imkan varsa
  • Uçurtma uçurun
  • Model uçak gemi, doğaya çıkın

Sanatsal Faaliyetler

  • Resim yapabilirsiniz
  • bir enstrüman çalmaya, ders almaya başlayın
  • koleksiyon yapmaya başlayın
  • çocukluktan içinizde kalan bir isteği yapın

Entellektüel Faaliyetler

  • ilave bir yabancı dil öğrenmeye başlayın
  • bir üst düzey eğitime başlayın ya da daha sonra ilgilendiğiniz bir dalda eğitim
  • Gelecekle ilgilenin
  • Türkiye, dünya gezin
  • kırsal bir yerde doğal yaşam
  • part time bir iş bulun

Sosyal Faaliyetler

  • torunlarınıza bakın
  • gönüllü işlerde çalışın
  • öğretin, eğitin
  •  bir hayır kurumuna destek olun
  • Kulüplere katılın (Satranç, Okuma vb)
  • iyi okuyan birine yardım edin

İkinci bir kariyer, gönüllü işler

  • tur rehberi olun
  • bir şey öğretin, uzman olduğunuz
  • danışmanlık firmalarında part-time görev alın

Diğer

  • soyağacınızı çıkarın
  • kedi/köpek düşünün yer ve imkanınız varsa

Please comment for adding new subjets

Sports/Physical Activities

  • Running
  • Become a martial arts black belt
  • Swimming
  • Get in shape
  • Trekking
  • Learn scuba-diving or freediving
  • Fly kites

Creative activities

  • Draw pictures
  • Start a collection
  • Learn ceramics or throwing on a pottery wheel
  • Learn photography
  • Edit photographs digitally (Photoshop)
  • Learn a musical instrument
  • Improve your singing and learn new songs
  • Write a book, blog, or play
  • Write a memoir
  • Woodworking/carpentry

Social Activities

  • Babysit for your grandchildren
  • Write more letters
  • Volunteer to do social activities with other people
  • Find a partner
  • Join a club (chess club, book)

Intellectual Activities

  • Read the classics
  • Sit in on college lectures and audit classes
  • Learn a new language; travel to where it’s spoken
  • Get a PhD
  • Offer free help to a scholar working on an interesting subject
  • Play chess
  • Work crossword and other puzzles; create puzzles

Second Careers, Volunteering, Semi-Retirement

  • Become a tour guide for your favorite place
  • Become an activist for a cause you care about
  • Teach English (or other language) 

Other

  • Research your family tree
  • Amateur astronomy, get a telescope first
  • Become as healthy as possible

il collezionismo-koleksiyon

La mia passione: Il collezionismo, da adm.(R) Mario Schettino, Italian Navy, Caserta, Italia, GIU 2105

adm. Schettimo ed io a Napoli, 2012
adm. Schettimo ed io a Napoli, 2012

Verso i miei 40 anni di età sono stato colto da una forma quasi maniacale: Il Collezionismo.

Ho iniziato a dedicarmi a collezioni che avessero a che fare con le mie più forti passioni, e avrei voluto che i miei figli, quando ne sarebbero entrati in possesso, le continuassero e le ampliassero.

Ho cominciato a raccogliere fotografie di Napoli, città che amo molto. Giravo per mercatini Bric-à -Brac dove trovavo fotografie di Napoli fine  ‘800, primi  ‘900. Le raccoglievo in albums con tasche trasparenti.                                      

Poi è subentrata una nuova passione: I Francobolli del Mare. Li ho raccolti in numerosi albums sotto vari argomenti: “navi a vela”, “navi a motore”, “navi militari”, “geografia del mare”, “fauna marina”, “ la storia sul mare”, ecc. La collezione, che sto ancora facendo e riguarda tutto il mondo, si è andata rapidamente ingrossando ed ora conta 19 albums.                                          

Quando a 56 anni di età la Marina Militare mi ha posto in pensione ho messo ordine alle cose che nel corso degli anni avevo accumulato con acquisti o con regali. Primi fra tutte i “Crest” Ne ho raccolti 97 tra italiani ed internazionali. Ho dovuto fermarmi perché le pareti del mio appartamento ne erano piene. In una scatola che custodivo in un baule ho trovato un centinaio di medagliette navali in argento o in rame. Quando due unità navali si ormeggiano vicine è consuetudine tra gli ufficiali scambiarsi la propria medaglietta o il proprio crest. In tanti anni di imbarco avevo raccolto un numero considerevole sia di medagliette che di crest. Dove conservare le medagliette? Una bacheca– vetrinetta mi è sembrata il miglior contenitore per poterle mantenere a vista.

Ma le scoperte non sono finite: nello stesso baule un’altra scatola conteneva una grande quantità di accendisigari “Zippo” con inciso il disegno ed il nome della nave dalla quale proveniva. Le Zippo erano gli accendini in uso sulle navi della US Navy. Negli anni in cui ero imbarcato le unità della Marina italiana avevano mutuato questa usanza ed anche le Zippo erano diventate graditi oggetti di scambio tra unità navali o di omaggio agli ufficiali di passaggio sulle unità navali. Non potevo dimenticare le Zippo nella scatola! Anche loro sono andate in una apposita bacheca.

Tutti questi oggetti, insieme ad altri come la sciabola di ordinanza, 4 modellini di navi a vela ed una fregata moderna, stampe a soggetto navale hanno trasformato la mia casa in un …..museo. Mi consola sapere che tutti gli ufficiali di Marina di tutte le nazioni del mondo amano raccogliere, conservare e mostrare i ricordi della loro vita sul mare.

Cosa ne faranno i miei figli? Non credo che apprezzeranno tutto questo materiale che andrebbe a saturare i loro salotti senza avere quel valore che ha rappresentato per me. Ne facciano quello che vogliono. A me hanno riempito l’animo di bellissimi ricordi.

Near to my 40 years of age I was almost maniacal became enamored of an hobby:The Collectibles.

I have started to dedicate myself to collections that became  my strongest passions  and I would like by my children, when they would come into possession, to be continued and extended.

I began to collect photographs of Naples, a city that I love very much. I was visiting to Bric-à-Brac markets where I was buying photographs of Naples between 800 and 900’s. I was collecting them in an album that has transparent pockets.

Then it is replaced by a new passion: The Stamps of the Sea. I have collected them in several albums under various topics: “sailing ship”, “motor boats”, “military ships”, “geography of the sea”, “marine life”, “the story of the sea”, etc. The collection, which I’m still doing within the coverage of the whole world, it has been expanded rapidly and now has reached up to  19 albums. 

When I was 56 Italian Navy has put me on retired position I started to organize the things that I had accumulated over the years through purchases or gifts. First of all the “Crest” I have collected 97 of them Italian and international. I had to stop because the walls of my apartment were full. In a box that I was keeping in a baggage I found a hundred naval medals in silver or copper. When two ships are moored nearby it is a navy tradition among the officers exchanging their medal or its crest. In many years of boarding I had collected a considerable number of medals and crests. Where to store the medals?    A bulletin board – cabinet seemed the best container to keep them in view.  

                                                                                  

But the findings are not over: in the same trunk another box contained a large amount of lighter “Zippo” engraved with the design and the name of the vessel from which it came. The Zippo lighters were used on ships of the US Navy. During the years when I was embarked units of the Italian Navy they had adopted this custom and also the Zippo had become acceptable objects of exchange between ships or tribute to the officers passing on naval units. I could not forget the Zippo in the box! They too have be positioned in a special bulletin.      

All these objects, along with others like the sword of order, 4 models of sail boat and a modern frigate prints naval subject have turned my house into a … ..museo. I will be relieved if I learn that all naval officers of all countries of the world like to collect, preserve and show the memories of their life at sea.                                                                                                                What will my children do? I do not think they will appreciate all this material which would fill to overflowing their living rooms without knowing what they means  for me. They can do whatever they want. For me they are full of great memories.

Late Bloomers

agava
agava

Agava bitkisi ekildikten 80 yıl sonra ve yalnız bir kez çiçek açarmış!!!! Homo sapiens türü içinde “Late Bloomers” olarak adlandırılan ve bazı yetenekleri sergilemeleri ve geliştirebilmeleri, çeşitli nedenlerden dolayı ancak kırkından sonra ki dönemlere sarkan bu grup, yurt dışında özel bir ilgi ve alaka görmekte ve takip edilmektedir.

 

Öncelikle kendimden başlayarak ileri yaşlarda neler yapılabilir konusunda fikir ve ilham vermek isterim:

  •  boston_24MAY1560-yaş:Kasım 2015 AVRASYA Full-maraton koşacağım…
  • 58-yaş:yarı-maraton koşmaya başladım,
  • 58-yaş:doktoraya başladım,bitmek üzere,
  • 48-yaş: 3 yıl süre ile ud dersleri aldım,
  • 40-yaş: özel sektörde çalışmaya başladım,
  • 37-yaş: MBA tamamladım, kendi imkanlarımla,

 

Türkiyede late bloomers,

safder kartoğlu-sıtkı çakır
safder kartoğlu-sıtkı çakır

Bir asra yaklaşan ömrünü spora, ihtiyar delikanlılık yıllarını atletizme adamış bir çınar. Safder KARTOĞLU 1927 Devrek Zonguldak’da dünyaya gelmiş. Safder Amca 5 kıtada 15 Maraton koşmuş. Koşarak ömrüne ömür katmayı 15 Kasım 2015’de 37’inci Vodafone İstanbul Maratonu’nda sürdürecek…50’sinden sonra yarı-maratona başlayan sınıf arkadaşım Sıtkı Çakır,  en son 2015 Mayıs Göteborg yarı maratonunda koştu.

world-il mondo-dunya

nola ochs
nola ochs

Nola Ochs, the World’s Oldest College Graduate at age 95, set another world record by earning her Masters Degree at 98 Years Old! She starts writing a book at age 100! Now she is 104!

 

fauja singh104 yaşında olan bu adam neden koşmaktan vazgeçmiyor?

Hindistan doğumlu Fauja Singh 100 yaşında maraton koşan en yaşlı adam, en son 2011 yılında Toronto Waterfront maratonu bitirdi. Fauja Singh, 102 yaşında Hong Kong’da 6.25 mil yarışı son olarak 1 saat 32 dak 28 sn.de bitirdi.