En bi son Eğitim Kararı

Mahallemizde, biraz uzakta, başka şehirlerde, sürekli çevre, yollar, kaldırımlar, coğrafya değişir, değiştirilir; genelde keserek, delerek, yıkarak, plansız, programsız, koordinesiz. Önce yol yapılır, asfalt cillop gibi denilen cinsten. Hemen sonra su için yolu delerler epey bi uğraşarak; o kapatır, doğalgazcı gelir deler; o gider yandaki arsaya tekrar su, elektrik, doğalgaz, internet çekimi için yol kesilir enlemesine ve çukur olur oralar yamanana kadar… Bu nedenle, örneğin GPS sistemi ile bir noktadan diğer bir noktaya varmak isterseniz, bazen çıkmaz sokaklara, kapatılmış yollara çıkar, çukurlara düşebilirsiniz. 2020’den sonra devreye girmesi planlanan şoförsüz arabaların, insandan çok daha güvenli ve daha az riskli olarak lanse edilmelerine karşın bizim buralarda pek uygulanma imkanı olamayacak gibi.

Yollar böyle olunca eğitim farklı mı olacak sanki: O da değişir her sene, her dönem, OKS, SBS, TEOG… Sonu gelmez, daha birinin bilimsel olarak ölçümü değerlendirmesi yapılamadan hooop bir diğeri. Sürüklenir öğrenciler ve veliler bir sistemden diğerine, pek düşünmeden anlamadan ne olduğunu, ne olacağını. Rehberler zaten deneyimsiz ve asgari ücretli gençler, daha hiçbir sistemi öğrenmeden akıl vermeye kalkarlar bilmeden. Bu nedenle çok basit olarak sıralama ile yerleştirilen tüm bu sistemlerde hâlâ geçen senenin puanlarına göre okul seçimi yaparlar, bilinçsizce. Herkes en meşhur puanı en yüksek okula girsin ister evladını, sanki bu okullardan mezun olunca en iyi üniversiteler gireceğini düşünerek mahdumunun, kerimesinin. Bu okuldan mezun olanlar kesin şu üniversiteye girer, şu okula kalırsa çocuğum istediği bölüme giremez gibi rasyonellikten uzak kulaktan dolma ve moda bilgilerle çocuğunu en uzak noktadaki, bazen başka şehirdeki okula gönderir.

Halbuki, biraz düşünse, inceleme yapsa, sorsa A-okulunun aslında B-okulundan hiç bir farkı olmadığını görecektir, bir kaç istisna hariç. Neden? Yine hedef alınan ve sürekli değişen üniversite giriş sınavında yüksek puan almakla mezun olunan lisenin bir korrelasyonu yoktur. Evet istatistik olarak A-okuludan mezun kişi  ile üniversite giriş başarısı arasında bir ilişki var gibidir. Ancak istatistik teknikleri buradaki üçkağıdı göremez. Bu istatistiki yöntemleri geliştiren yabancılar bilemezler bizim ne gibi manipülasyonlar yapacağımızı. Halbuki öğrencidir okul kazanan, yüksek puan alan, okul değil: İlkokul sonrası kurulan sistemle seçilen öğrenciler bu adı çıkan okulları tercih ederek ve giderek daha ince elenerek uzak yakın demeden, buraların puanını habire yükseltir. Buralara giren ve istatsitiki olarak 2-3-4… sigma seviyesinde zekâ sahibi çocuklar, yine bu zeka ve çalışkanlıkları sayesinde üniversite sınavında ilk bilmem kaçı oluşturunca, okul başarılı gösterilir. Halbuki yoktur A-okulunun öğretmeni ile B-okulununkinin.

Bu rakamlarla kafası iyice karışan veli, zaten fazla okuma ve inceleme alışkanlığı olmadığından ve de Onur Caymaz bir kitabında belirttiği gibi “Entellektüelinden otobüs şoförüne dek herkes sonsuz özgüvenle yaşıyor artık. Ülkemde yaşadığım kırk yılın hiçbirinde bunca özgüven patlamasına tanık olmamıştım. Bunun sebebi gittikçe cahillik batağına saplanmamız sanırım. Zira bilmeyenlerin tüm bildiklerinden emin olduğunu; bilenlerin de hiçbir bilgisinden emin olmadığını biliyoruz” bir ortamda uyar akıntıya ve çocuğunu en yüksek puanlı bir okula verebilmek için her türlü cambazlığı yapar. Birinci tercih, ikinci tercih, üçüncü tercih diye uydurulan sistem(!) sayesinde okullar başladıktan sonra bile çocuğunu bir okuldan diğerine transfer ettirmeye uğraşır.

Burada ortaya çıkan sorunlardan en önemli iki tanesi, seviye ve mesafedir. Seviye için hazırda yaşanmış bir örneğim var: Bir akrabamızın çocuğu otuz küsur binli sıralarda o zamanki lise seçme sınavından puan alır. Normal olarak evine yakın bir okulda dördüncü sırada bir okula kayıt olur. Kısa süre sonra bununla yetinmeyen ebeveyn üçüncü tercih sonrasında çok daha yüksek puanla girilebilen meşhur bir okulda kalan son kontenjanı yakalar. Ancak bu okuldaki en düşük öğrenci sırası onbinden düşük olduğundan öğrencimiz seviye olarak en son sıraya düşmesinden öte, bir önceki akranından epey fark yemiştir. Bu kötüleme anlamında değil, ancak bu sistemde hayatta kalabilmek için kurulan kriterlere göre, rakipleri ile başetmesi mümkün değil. Bir süre sonra ayak uyduramayınca her türlü kompleks ile hem psikolojik açıdan rahatsız olur hem de başarı puanları düşer. Ayrıca bu okul öncekine göre uzakta olduğundan bir de serviste harcanan zaman ve verilen para da bonus kalır.

Okul servisleri, bence, en riskli, zaman yeme canavarı ve masraflı bir yöntem. Her gün haberlerde rastladığımız servisler, kaza olmadığı zamanlarda bile trafikte kahramanca kullanan sürücüleri ile tanınır. En dikkatli, kurallara uygun seyir etmesi beklenen bu servisler benim gözümde en sevdiklerimizi teslim etmek için belki de en son tercih olmalı. Burada da fazla düşünmeyen ve en kısa yoldan çözümü gören ebeveynlerin sözde en sevdiklerini bu araçlara teslim etmeleri bana çok garip geliyor.

En bi son açıklanan ve henüz tam olarak bilinmeyen ve ileride tekrar değişme olasılığı yüksek olan durumda bu sakıncalar ortadan kalkacak gibi. Rasyonel bir düşünce eseri mi yoksa deneme yanılma yöntemi mi bilinmez, bence bu yerleştirme metodu ile bir çok sakıncalar ortadan kaldırılmış olacaktır: Öncelikle, en yakın okula giden çocuk(lar) özellikle büyük şehirlerde çok büyük kazanımlar sağlayacaktır:

  • Günde 1-2 saat belki de daha fazla trafikten kazanç sağlayacak çocuklar, bu zamanlarda spor, müzik gibi uğraşlara vakit harcayabilecekler.
  • Veliler çocuğum okula vardı mı, ya da okuldan hâlâ dönmedi sendromundan kurtulmuş olacaklar.
  • Kaza riskleri azalacaktır,
  • Yarış arabalarına taş çıkartan ve hiç bir kural tanımayan servis denilen ucube sistem ortadan kalkmasa bile hizaya gelecek,
  • Ebeveynler ekonomik olarak önemli kazanç sağlayacaklar,
  • Şehir trafiği önemli rahatlama sağlayacaktır. “Tatilde trafik rahatladı, okullar açılıyor, eyvah trafiğe dikkat” gibi atılan başlıklardan bunu rahatça görebiliriz.
  • Okulların başarı grafikleri birbirine yaklaşacaktır. Böylece sözde çok başarılı bazı okullar kendine gelecek, başarısızlık nedeniyle motivasyonu bozulan okullar kendine gelecek ve toplamda standart sapması çık genişleyen sistemde herkes kazanacaktır,
  • Lokal okullar da değer kazanacak, böylece okul mezuniyetine göre bir sınıflandırma azalacak, çocukların özgüvenleri daha fazla sağlanacaktır.
  • Üç-dört harfli kodlu ve sürekli değişen sınavlara hazırlık için daha ana karnında gideceği hiçbir işe yaramayan fakat ekonomik, sosyal, zaman ve eğitim açısından felaket zararlara neden olan hazırlık kursları saçmalığına da gerek kalmayabilecek. Böylece 7/24 fasılasız ve fakat hasılasız eğitime gönderdiğimizi zannettiğimiz çocuklar çok daha iyi yetişebilecek: Kendini derslerine vererek, spor yaparak, müzik dinleyerek, okula ilave tekrar yollarda vakit harcamadan kâr ederek,
  • Bu kurslara harcanan ve toplamda dünyanın en iyi üniversitelerinde okutmaya bile yetişecek bir meblağa ulaşan paralar çok daha faydalı yerlere aktarılabilecek, (Bir arkadaşımın çocuğu hesaplamış: İlkokuldan itibaren özel okul+kurslara harcadığı para 500 bin TL’yi geçmiş. Eğer bunu yatırımda değerlendirmiş olsa çok daha yukarı çıkacak bu para ile dünyanın ilk 100’ünde bir üniversite okul aidatı ve yaşama olarak 4 yıl yetebilecek bir tutar.)

Üniversiteler için de durum benzer: En iyi, en yüksek puan alan öğrenciyi alan üniversite kendini bir şey zannediyor. Halbuki dünya ile kıyaslayınca bunların çok azı istisna pek de bir başarısı yok. Belki sadece yurtdışı yüksek lisans, doktora için yıllar içinde tanınmış, bilinen bir kaç üniversitelerden kabul oranları yüksek olması burada düşünülebilir. Ancak bir yaygınlık sağlansa belki, yurtdışında bilinen üniversite sayısı da artar. Ayrıca genelde İstanbul, Ankara’ya yüklenen öğrenciler kendi memleketlerinde kalarak hem ekonomik açıdan ailelerine yük olmazlar hem de daha güvenli, emniyetli ve daha rahat şartlarda, çok daha fazla zaman kazanmış olarak okuyabilirler… Ankara, 4 Ekim 2017