Koşunun Ultrası

Koşma hevesi, sağlık ya da egzersiz yapmış olmak için 5-10 kilometre yeter. Biraz daha iddialı olmak için yarı-maraton denenebilir. Daha farklı heyecanlar yaşamak ve yaşamın tadını anlamak için maraton koşulur. Göklere ulaşmak için ultra yaşanmalı.

Ultra-Maraton ya da koşucular arası deyimle ultra 42.195 metre ötesinde koşulan bir olay, yaşam tarzı; başlangıçta heyecan, heves, challenge; sonlara doğru susuzluk, eziyet,  acı, yorgunluk, pişmanlık. Fakat her anında doğa ile bütünleşme, kendi sınırlarını aşma, bir disiplinin en üst derecesinde dolaşma, bir anlamda nirvanaya erişme.

Ultra koşuya benzer bir olay yok, gerçekten. On kilometre koştuktan sonra, 21,1 kilometrelik yarı-maratona, biraz daha iddialı olanlar için zor da olsa maraton koşulabilir; zaman, uygun, programlı çalışma ve sabır ile. Kişi yapısı, azmi, çalışması ile belirlenen bir zamanda bu koşuları bitirebilir. Bir sonraki yarışta kendi en iyi derecesini yapabilir; gözüne kestirdiği bir kaç kişiyi geçebilir. Bu da yeter ona her koşuda, eğer koşmak için doğmuş bir atlet değilse.

“Trail running”, Türkçesi maalesef yok, olsa da her çeviri eksik kalıyor, patika, yol, koşusu gibi. Bunlar “trail running” duygusunu vermiyor, koşanlar için: Erciyes Ultra Sky Trail, Kapadokya Ultra Trail, Tahtalı UltraSky100K, Frig Vadileri Ultra… Ultra-Maraton Trail-Running koşuları maraton dahil tüm yol koşularından tamamıyla farklı olaylar. Ultralarda zaman diğer koşularda referans olan ”pace-bir kilometreyi koşma süresi” gibi olmuyor. Genelde ultra parkuru boyunca belirli kriterlere göre kurulan kontrol noktaları-CP, belirli bir kilometreye erişim süresi ya da tüm parkuru bitirme süre limiti olarak ve saat bazında en geç erişim süresi yayınlanıyor. Parkur güçlük derecesine göre bazen mesafe bazen süre burada zorluk. Örneğin nispeten daha az tırmanış ve zemini uygun olan İznik 50K için 7 saat benim gibi 60+ sonradan koşucu için normal iken, 3000 metre tırmanış içeren Erciyes Ultra zemindeki zorluklar nedeni ile 14 saate uzayabiliyor. Yol koşularında belirli bir sürat ve süre ile, genelde 15-20 dakikalık bir 3000 metre koşudan  en fazla 5 saate uzayabilen maraton gibi olaylar yerine ultralarda bitirebilme önemli.

Parkur boyunca ayakta kalabilmek, “survivor” olmak tek geçerli kriter. Yaş, cinsiyet, beden ölçüsü çok önemli olmayabiliyor, ultralarda. Bazen 40, 50 hatta 60 yaşındaki ultracılar birinci gelebiliyor. Kemal Kukul, 1965 doğumlu, İznik Ultra 2017, 140 kilometrede birinci olarak tamamlıyor. Maraton için atletler 25-30 yaşlarında zirveye erişirler ve bu sürer. Ultralarda ise 30 yaşın üzerinde koşucular 30 yaş altındakilerden çok daha fazla; 63 yaşıma yakın koştuğum iki ultra, Kapadokya ve Erciyes 63 ve 64 kilometre idi. İlk defa bu kadar uzun mesafeleri koşmama rağmen başarabildim. İlk 20-30 kilometre genelde müthiş manzara ve olayın ilk heyecanı ile beraber koştuğunuz kişilerle sohbet edilebiliyor; istasyonlar geçildikçe yorgunluk, yılgınlık başlıyor; 50 km ‘ye doğru acılar başlıyor, 60’larda ayaklar ateşe basıyor gibi olmaya başlıyor, baldırlar, kalçalar ağrımaya başlıyor ve yapacak bir şey yok. Daha uzun 80, 100, 110, 140’lardaki hisler ve vücut tepkisi nasıldır bilemiyorum şimdilik. Ancak bundan sonraki hedefim olan 80 km yakında deneyince öğreneceğimi biliyorum. Yol koşularında önemli olan fazla kilolar bile ultralarda önemli değil. Her kilo ve yapıda koşucular kendi başlarına ve istedikleri hızda koşabiliyor, yürüyebiliyor; kilodan çok mental bir olay bu.

Maraton genelde yalnız başına yaşanan olaylar, yollarda, belirli bir hızda, belki kulaklarda müzik, koş, koş, koş. Ultralarda müzik dinleme olayına pek rastlanmıyor. Önceleri etrafı seyretmek, zor arazi şartları, zamanla işaretleri kaybetmemek için sürekli alarmda olmak gerekiyor. Ayrıca, örneğin Erciyes gibi bir zeminde kaya ve dikenlerden sakınmak, dere-tepe, kayalıklarda yuvarlanmamak için gözünü dört açmak gerekiyor. Yine ultralarda arkadaşlık çok önemli. İşaretleri kaybetmemek, yaralanmalarda destek olmak, durup yardım etmek çok rastlanan olaylardan. Benim deneyimim fazla olmadığı için duyduklarıma göre bu macerada oluşturulan arkadaşlıklar çok daha uzun dönemli olaylardan daha fazla kalıcı ve derin olabiliyormuş.

Ultralar için strateji olması lazım. Beslenme, su ve elektrolit kaybını yerine koymak için plan ve stok lazım. İstasyonlarda ne kadar kalınacak, nasıl ikmal yapılacak, bir sonraki istasyona mesafeye göre hazırlık yapmak lazım. Yaklaşık 7000 kalori yakılmış oluyor 60-70 km bir ultrada. Bunu karşılamak için mide bulandırmayan ve şişkinlik yapmayacak, mağnezyum, potasyum ve tuz ihtiyacını karşılayacak tatlı, tuzlu, meyve uygun olarak seçilecek. Bunlar mesafe ve duruma göre ayarlanması gereken konular. Başlangıçta vücutta depo edilebilecek karbonhidrat miktarı çok kısıtlı, ancak 60-90 dakika dayanabilecek şekilde 2000 kalori civarında; 7000 hatta daha uzun ultralarda 10.000 kalorileri ihtiyacını karşılamak için karbonhidrat üretiminin koşarken yapılması gerekiyor. Tabi kolay değil, bilgi ve deneyim sahibi olmak da gerekli. Yarı ya da tam maratonlarda koşudan 2-3 gün önceden başlayan karbonhidrat yüklemesi ultralarda pek fayda sağlamıyor.

Sonlara doğru beyin, vücut, zemin bir arada çalışması gerekiyor. Vücudunuz ve ayaklar daha fazla gidemeyeceğim dediğinde beyin devreye giriyor. Beyin daha ne kadar gideceğiz dediğinde vücut atılıyor. Fakat bitişe yakın, insanlar bir kilometre kaldı diye teşvike başladığında bütün bunlara değdiğini düşünerek büyük bir keyif alınıyor. Ultramaratonlar bir meditasyon, sabır ve dayanıklılık, kendine güven koşuları.

Maraton ve diğer daha kısa mesafeli koşularda en fazla 3-4 saatte belirlenen caddelerde ve genelde etrafa bile dikkat edilmeden bitirmeye uğraşılıyor. Ultralar koşu ve spor harici bir doğa gezisi, doğa ile bütünleşme olayı. Bu sayede ultra koşanlar haricinde kimselerin göremeyeceği, ayak basamayacağı ve genelde Kapadokya gibi, Erciyes gibi, Kazdağları, Tahtalı, Kaçkar gibi doğa harikalarında macera yaşanıyor.

Bu nedenle yine geç olarak içine dahil olduğum ultra koşularını diğer yol koşularına tercih etmeye başladım. Hedefim öncelikle Türkiye’deki tüm ultraları koşarak görülebilecek tüm güzellikleri yaşamak.

Güçlü Bağışıklık – Koşu

Koşmak, egzersiz yapmak, fiziki faaliyette bulunmak sadece uzun yaşama destek olarak değil, daha kaliteli ve sağlıklı yaşam sunabiliyor. Bu aktiviteden elde edilecek fayda, yeni araştırmalar ışığında tahminlerin de ötesine geçmekte. Örneğin son olarak 55-79 yaş arası bisikletçilerin bağışıklık sistemi üzerine  üzerine yeni bir araştırma raporunda1 yıllardır egzersiz yapma ve bunun bağışıklık sistemi üzerine etkilerini incelemekte olan Birmingham Üniversitesi Enflamasyon ve Yaşlılık Enstitüsü direktörü Dr. Janet Lord, daha uzun süre sağlıklı kalabilmek için yapılabilecek en iyi şeyin egzersiz olduğunu belirtmekte. Araştırma koşma ve egzersiz yapmanın pek çok yararlarını ortaya koymaktadır.  Ancak bunların en başında gelen diğer bir fayda da bağışıklık sisteminin egzersiz sayesinde çok güçlendiğidir. Bu sayede 80 yaşında egzersiz yapan, koşan bir kişinin bağışıklık sisteminin enfeksiyon ve hastalıklara karşı mücadelede 20-30 yaşlarındakilerle aynı seviyede olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ortaya çıkan bu araştırma sonuçları bu bölümde incelenen en yaygın hastalıklar ve bunların dışında kalan binlerce diğer hastalık ve yaşlılık hasatlığına karşı en temel savunma mekanizması olan bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve güçlü kalabilmesi için en başta gelen argüman olarak kullanılacaktır. Ayrıca elde edilen bu güçlü bağışıklık sistemi kişiyi her yaşta hastalıklara karşı korumanın yanında, bu özelliği genetik olarak mevcut DNA’sı üzerine kodlanarak gelecek nesillerine de daha doğuştan itibaren güçlü bir bağışıklık sistemi aktarımını mümkün kılacak anlamında bu rapordan çıkarılacak sonuçlar.

Bağışıklık alanında önde gelen Frontier in Immunology Jurnalinde Nisan 2018’de yayınlanan bir makalede2 bu konuda daha önce yapılmış bir çok araştırma bir araya getirilerek tekrar incelenmiş ve bu araştırmalarda ortaya konulan bulgular ışığında egzersizin kısa dönem bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri yeniden değerlendirilmiş. Buna göre daha önceleri uzun ve yorucu egzersizlerin vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığı yönündeki inanış ve tezlerin yapılan bu araştırma ile yanlış olduğu ortaya konulmuş.

Bu araştırma sonuç kısmında: “Güncel bulgular fiziki aktivitelerle dolu bir yaşam şeklinde egzersiz sayesinde güçlenen bağışıklık sisteminin epidomiyolojik açıdan (salgın hastalıklar) bakteri ve viral enfeksiyonların yayılımının ve kanser gibi yayılma söz konusu olmayan hastalıkların oluşumunu azalttığını göstermektedir denilmektedir. Buna rağmen günümüzde araştırmalarda, akademik eğitimlerde hatta fiziki aktivite tanım ve tanıtımlarında önceden yerleşmiş bir söylence kapsamında egzersiz yapmanın geçici olarak bağışıklık sistemini bastırdığı belirtilmekte. Eldeki bilgilere dayanarak yaptığımız detaylı analizde düzenli fiziki faaliyet ve sık egzersiz yapmanın bağışıklık sistemine yararlı olduğu ve en azından herhangibir zararı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, mevcut bulgular düzenli ve sürekli egzersiz immünolojik yaşlanmayı durudurmakta veya geciktirmekte olduğu yönündedir. Aktif bir yaşam tarzı benimsemenin ileriki yaşlarda sağlık ve hastalık üzerinde yararlı olacağı sonucuna varmış bulunmaktayız.” Yazılmaktadır.

Prof. Michal Schwartz  Weizmann Institute of Science, Rehovot, görev yapan istisnai bir bilim insanı. Nöroimmunoloji alanında öncülük yapan araştırmaları, bağışılık sisteminin beyin üzerindeki yaşamsal rolünü ortya koymaktadır. Yeni kitabı : Neuroimmunity: A New Science That Will Revolutionize How We Keep our Brains Healthy and Young (with Anat London), “sağlıklı bir beyinin güçlü bir bağışıklık sistemine bağlı olduğunu ortaya koymakta ve araştırma ekibinin Alzheimer, demans, omirilik yaralanmaları, depresyon ve glukoma  tedavilerinde nasıl yardımcı olabileceğini açıklamakta. Güçlü bir bağışıklık sistemi ile çok fazla artırılacak T-hücreleri seviyesi sayesinde nörojenez (beynin sinir kök ve projenitör hücrelerinden nöronlar üretmesi) üretimini artırabilirsiniz. Bu Prozac etkisi ile eşdeğerdir. Pskologlar insanlara Prozac benzeri etkileri elde etmek için koşu ve egzersiz yapmalarını önermektedirler. Prof. Schwartz “Spor yapmakla elde edeceğimiz fayda doğrudan beyni etlilemesi değil sadece; spor, egzersiz, koşu beyni etkileyecek bağışıklık sistemini tetikler” demekte3 .

Sonuç olarak, özellikle koşmanın kitlelere yayılmasının başlangıcı 1980 sonrası olduğu için ve bu kişiler üzerinde yapılacak bilimsel araştırma sonuçlarının alınabilmesi için 20-30 senelere dayandırılması gerekliliği gözönüne alındığında, koşmanın homo sapiens üzerindeki etkileri konusunda eski mit ve söylenceler bir tarafa bırakılaak, son yıllarda çıkan araştırmalara rağbet edilmesi önemlidir. Bu kitapta yer alan yazılarda özellikle son bir yıl hatta gerektiğinde son bir aylık araştırma yazıları ve önermelerden alıntı yapılmaya özen gösterilmiştir. Bu bağlamda Dr. Campbell ve son dönemde yapılan araştırma liderleri bilim insanlarının yorumladığı şekilde “bağışıklık sistemini baskılayacağı korkusu ile insanların egzersiz yapmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini” söylemektedir. “Egzersiz bağışıklık sistemi için iyidir.”

1 Properties of the vastus lateralis muscle in relation to age and physiological function in master cyclists aged 55-79 years, Pollock RD, O’Brien KA, Daniels LJ, Nielsen KB, Rowlerson A, Duggal, Lazarus, Lord JB, Philp A,Harridge SDR, Aging Cell. 2018 Apr;17(2). doi: 10.1111/acel.12735. Epub 2018 Mar 8.

2 Debunking the Myth of Exercise-Induced Immune Suppression: Redefining the Impact of Exercise on Immunological Health Across the Lifespan, John P. Campbell* and imageJames E. Turner, Department for Health, University of Bath, Bath, UK, Front. Immunol., 16 April 2018, https://doi.org/10.3389/fimmu.2018.00648.

3 https://www.macleans.ca/society/health/a-healthy-immune-system-is-the-key-to-a-healthy-mind/, 24 Haziran 2018 tarihinde indirildi.

 

Erciyes Sky Trail Ultra 2018

Start Sabah 06:00

Volkanik atıklar, lav yatakları, sürekli 2200-2600 metre irtifa, 3000 metreden fazla tırmanış ve Erciyes Zirve etrafında tam bir tur, 64 kilometre, üstelik Temmuz sıcağında; Türkiye’nin en çetin ultra maratonu.

Ultralara geçişimden itibaren hedefim Türkiye tüm ultralara en az birer kez katılmak. İkinci olarak da gidebileceğim en uzak mesafeyi koşmak. Bu hedeflere adım adım yaklaşmaktayım: İznik 50, Kapadokya 63 ve Erciyes 64 kilometre (Ultralarda her 100 metre tırmanış 1 kilometre ilave mesafeye olarak kabul edilir. Bu durumda Erciyes 64K, 94 kilometreye eşdeğer. Diğer taraftan sürekli 2500 metre üzerinde bir koşu ise %10 ilave mesafe anlamına., zemini saymıyorum bile. Bu hesaplara göre Erciyes Ultra düz yolda koşulacak 100+ kilometre ile eşdeğer bir güçlük derecesi oluşturmakta.) Daha 80 kilometreye kadar gitmeyi düşünüyorum; fazlası ilerleyen yaşla birlikte uçuk bir hedef olabilir?

Metabolizmanın dayanabileceği uzun mesafeli dayanıklılık koşusu yıl başına belirli bir sayıyı geçmemesi gerekiyor, yaşa, yapıya bağlı olarak. Koşu takviminde bazen aynı ayda birden fazla ultra planlanabiliyor; Temmuzda Erciyes ve Tuzgölü ultraları gibi. Her ikisi de ilginç olduğu kadar zorlu. Erciyes yükseklerde ve tırmanış dolu olduğu halde Tuzgölü rakımı sadece 900 metre ve dümdüz.

Bu nedenle Erciyes’te  karar kılarak aileden yükselen, 7-70, tüm itirazlara rağmen kayıt oldum. Hatta torunum Duru (6) dağlarda ayı ve yılan olur diyerek bana bu koşuyu yasakladı. Oralar karlı yılan olmaz dediğimde, o zaman kutup ayıları vardır diyerek korkutmaya çalıştı. Ancak bundan en fazla kendisi korkmuş. Mecburen sakladık koşuya gittiğimi, yerine gezmeye gidiyorum dedik. Bilmem ne kadar inandırıcı oldu.

Yüksekliğe alışmak için üç gün öncesinden yarış başlangıç noktasına çok yakın bir otele yerleştik, bana sürekli destek veren eşimle birlikte. İlk gün çıkılacak maksimum irtifa olacak 2.600 metreye alışmak için, otele yerleşir yerleşmez spor kıyafetlerini giyerek kayak pisti altında 2600 metre irtifaya kadar 2 kilometre çıkıp, burada biraz oyalandıktan sonra aşağı indim. Standart prosedür kapsamında koşu numarası, çantası, T-şört teslim aldım. Akşam da teknik brifinge katıldım.

Video URL

7 Temmuz sabahı 05:00’da kalkarak hazırlıklarımı tamamladım ve 06:00 ‘da başlayacak yarış başlangıç noktasına yollandım. Kayıtlı 41 koşucudan sadece 27’si, kadın-erkek, yerli-yabancı,  boy göstermişti. Tabi düşük bir katılım.Bu nedenle 64 kilometre boyunca koşacak 27 kişinin arazide dağılımı ilginç olacaktı. Bu organizasyon kapsamında icra edilen dikey çıkış, 10K ve 25K koşuları farklı saat ve başlangıç noktalarından başlatıldı.

Yarışın son etabı hakkında anlatılan korkunç hikayeler nedeni ile yarışa temkinli başladım. Benim gibi temkinli başlayan Alman ve 46 yaşında olduğunu öğrendiğim Boris ile ilk kontrol noktasına kadar gayet güzel ve rahat bir tempoda koştuk. Burada dinlenme ve su ikmali için ben 5 dakika oyalandım fakat Boris beklemedi. Bu kadar uzun ve vahşi bir doğada işaretleri kaybetmek ölümcül olmasa da bayağı sorun çıkaracak bir durum olacağından önceden koşmuş birisi ya da en azından dört gözle etrafı gözetlemenin faydalı olacağını düşünürken daha sonra adının Sevil Toker olduğunu öğrendiğim 83 doğumlu kızımızla beraber koşmaya devam ettim. Kendisi İznik Ultra koşusunda 140 kilometre kadınlarda birinci olmuş. Bu yarışa daha önce de katıldığından parkuru biliyor. Bayağı faydası oldu, tempo açısından sürekli işaret arama açısından. Bir 10-15 kilometre kadar temposuna ayak uydurabildim. Sonra bir yokuşta geri kaldım ve bir daha da yetişemedim.

Artık iş başa kalmıştı. Ne önümde ne arkamda göz mesafem ki bu 3-5 kilometre olabilir açık arazi ufkumda görünürde kimse kalmamıştı. Gözümü dört açmam şart, işaretleri kaçırmamak için. Nitekim deneyimli koşuculardan bir daha sonra saatine koşu rotasını yüklediği ve en ufak bir sapmada elektronik olarak ikaz alacağını düşündüğünden işaretlere bakmadığını bu nedenle de epey bir süre yanlış yolda koşup sakatlandığını ve yarışı bıraktığını anlattı. Ben de eski usüllerin daha etkin olduğunu söyleyip bu kadar teknolojiye bağımlı olmamaları gerektiğini, arada bir kafaları makinelerden kaldırıp doğaya bakmalarını önerdim.

Koşu zemini bir kesit

Aman Allahım! Ömrümde bu kadar taş, kaya ve teknik toplantıda dikkat çekilen “Geven” dikeni olan bir arazi görmemiştim. Taşlar üzerinde koşmak değil yürümek ne mümkün! Yumruk büyüklüğünden büyük kayalara kadar fakat hepsi de hareketli. Üzerine basınca yuvarlanıp düşme riski çok fazla. Ayrıca bu geven dikeni iki santim kalınlığındaki ayakkabıdan bile geçip iğne gibi batıyor ayaklara. Durup dikenleri çıkarmak geliyor aklıma, ancak kim duracak, yere eğilecek, zorla ayakkabı çıkacak, tozluk, sırtta çanta… Gelecek kontrol noktasına kadar ayakkabı ve çoraptaki dikenler batmasın diye ayaklarımı ayakkabı içinde şekilden şekile sokuyorum, koşarken. Yokuşlar o kadar dik ki; buralarda basılan her taş aşağı kayıp ayağı boşa çıkarmakta. Etrafta in cin top oynuyor. Bir de “Gelengi” diye adlandırılan mirketlerin çok küçüğü hayvancıklar ve kuşlar var.

Yarış 6 etaptan oluşuyor. İlk etap kolaydı. Boris ile konuşarak ve manzaraya bakarak nispeten düzgün zeminde normal tempoda koştuk.

İkinci etap tamamen kül ve kayadan oluşan dik, uçurum gibi engebelere sahip. Ayakların içine taş, toprak girmesin diye bileklikleri geri sarıp ayakkabı kenarlarını kapatmaya çalıştım, fakat nafile.

İkinci kontrol noktası Sarıgöl kenarında. Güzel bir manzara ve tek düzgün zemin. Ancak burada fazla oyalanmadan yola koyulmam gerekti, hava kararmadan bitirebilmek için. Kızık Yaylasına çıktım. Burada yörük çadırlarına rastladım. Biri beni çağırdı ve ayran ikram etti. bAç mısın, yemek verelim dedi. Teşekkür edip ayran içtikten  bir-kaç dakika sonra tekrar yola çıktım.

Ancak buradan üçüncü kontrol noktasına kadar olan arazi tamamen kayalık. Geven dikenlerinden bahsetmeye gerek yok sanırım. İki buçuk saat olarak hesapladığım bu etabı 3 saat 20 dakikada bitirebildiğime şükrettim. Burada koşmak bir yana yürüyebilmek ve kayaların üzerinden aşabilmek için ellerimi de kullanmak zorunda kaldım. Bir-iki kez de yuvarlandım. Etabın sonunda düz ve bayır aşağı bir yola çıkınca biraz koşma fırsatım oldu. Bu arada koşarken yüksek irtifa nedeni ile fazla su kaybı yaşanacağından depolarımızın dolu tutulması önerilmişti. Yedek su şişeleri ile birlikte sırtıma en az 3 kilo da çanta var. Bu noktada Erciyes Sky Ultra diğer bir zorluğu da daha önce yazdığım gibi olayın 2200-2600 metre arasında bir yükseklikte koşulması. Bu nedenle alışkın olmayanlar epey bir zorluk çekti.

Üçüncü kontrol noktasında krallar gibi karşılandım, zaten yarım saatte sadece bir kişi uğrayan çadırda. Hemen sırtımdaki çantam alındı, su ve kola depolarım tazelendi. Bu arada çamur, toz, ve dikenle dolu çorapları değiştirdim ve on dakika sonra tekrar yola koyuldum. Bundan sonra 7.5 ve 6.5 kilometrelik iki etap daha düzgündü. Artık eskiden şikayet ettiğim bayır ve tozlar dümdüz yol gibi geliyordu gözüme.

gereme ile ilgili görsel sonucu
Gereme Kalıntıları

Dördüncü durak noktası Gereme’de kurulu. Erciyes Dağı’nın güney eteğinde yer alan ve eski adı Spistra olan Gereme, ikonklastik dönemin önemli yerleşim bölgelerinden biri imiş. Su aramak için yapılan bir çalışmada 20-30 metre toprak altında kemerlerin çıkması, yörede yaşanan afetlerin büyüklüğünü ortaya koymaktadır, denilmekte yazınlarda.

İlk koştuğum İznik ultra yumuşak toprak ve tabiatı sonrası Kapadokya ultra arazisi çetin gelmişti. Ancak Erciyes parkuru patika ise, Kapadokya otoyol diye düşünmeden edemedim. 

Bu arada sıcak da bastırdı. Ancak düzgün yolu olan bu iki etabı rahatça koşup- yürümeye başladım. Beşinci etapta epey önümdeki bir İngiliz, Nick, ortamda nadir olan bir ağacın dibinde oturmuş bekliyordu. Ne olduğunu sorduğumda yükseklik çarptı, yarışı bıraktım görevliler gelip alacak dedi. Yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum, yok dedi. Selamlaşıp ayrıldım.

İkibin altıyüz metre irtifadaki son kontrol noktasına geldiğimde 11 saattir koştuğumu gördüm saatimde ve 53 kilometre yol gelebilmiştim ancak. Az bir şeyler yediğimden midem bulanmaya başlamıştı. Görevli gençler hemen limonlu su, tuzlu fıstık, kola, muz destek çıktılar. Son etabın zorluğu baştan beri herkesin dilinde idi. Yok 15 yok 20 vadi inilip çıkılacaktı. Görevli çocuklara sordum, devam edeyim mi yoksa kalır mıyım dağın başında diye. Abi sen devam et, durumun iyi diye cesaret verdiler sağ olsunlar. 20-25 dakika oyalandım, hem dinlenmek hem de midemin bulantısının geçmesi için.

Üzerinde sek sek yaptığım taşlar

Sonra olayı bitirmek için yola çıktım. Nasıl bir arazi: Bir iniyor bir çıkıyorsun, karabatak gibi. Yardibi olalı bu kadar “yar dibi” görmemiştim hayatımda. Ardı arkasına yarlar, hem derin hem de taş, kaya dolu, yuvarlanmamak işten bile değil. Gerçekten bir kaç kez yuvarlandım, fakat kendimi kurtardım her seferinde  ve sıradakine devam ettim. Tam bitti derken başka bir yar! On bir kilometrelik bu son etapta aynı zamanda tekrar 2600 metre irtifaya tırmandım. Olayın başlangıç-bitim noktası olan oteller bölgesinde önce DSİ barajı göründü ufuktan. Bu arada diğer bir tehlike karanlık basması. Eğer hava kararırsa hem Erciyes soğuğu hemde işaretleri göremeyip arazide kaybolma riski de var. Taş ve dikenden koşmak da mümkün değil bir an önce koşup bitiresin. Bu arada bekleyenler de merak ediyor. Neyse cep telefonu çektiği için  şanslı sayılırım. Arayıp haber veriyorum, ancak sekize doğru gelebileceğimi, 14 saat sonra.

Akşam kavuşurken uzaktan teleferik direkleri görünüyor. Dünyanın yuvarlak olduğunu anlatırken ilkokulda önce gemi dumanı, sonra direkleri görünür derlerdi. Aklıma geliyor. Önce teleferik direkleri, sonra yavaş yavaş oteller, fakat yine epey bir taş, diken, yar geçmek gerekiyor. Geride kalanların karanlıkta nasıl yollarını bulacakları düşünerek bu mesafeleri de geçip bitiş takı altına varıyorum Bekleyen sadece eşim var. Millet bizden ümidi kesip, “kalan sağlar bizimdir” diye ödül törenine başlamış bile.

Bitiş anısı 20:00

İnsanoğlunun limiti olmadığını Haruki Murakami “Koşmasaydım Yazamazdım” kitabından okumuştum. Gerçekten de beş yıl önce düşünemeyeceğim şekilde bir saat bile koşamazken, 14 saat bu kadar çetin bir arazide nerede ise tek başına koşmanın ve bitirmenin heyecan ve zevkine eriştiğimi düşündüm. Bir de yarışı bitirebilen 25 kişi içinde en yaşlısı benmişim. Kaçıncı oldun diye soracaklar için: 60+ yaş içinde birinci (tek bendim bu kategoride 🙂 ), her yaştan 27 kişi içinde 16 ncı, fena sayılmaz. 2017 yılı bu parkuru bitirenlerin sayısı 17 imiş. Tekrarları çıkartırsak üçüncüsü icra edilen koşuyu tamamlayan dünyada ve Türkiye’de ilk 50 içinde olduğum sonucu ortaya çıkıyor.

Eve geldik. Ayakkabılar ve çoraplar yıkandığı halde hala geven dikeni  dikencikleri çıkıyor saklandıkları yerden. Peki hala neden anlatıyorsun bu kadar ıstırabı, koşma o zaman otur evinde diyenler için yanıtım yukarıdaki hikayede gizli… Ankara, 9 Temmuz 2018

Geven otu,Astragalus
Geven Otu
erciyes gelengi ile ilgili görsel sonucu
Gelengi Hayvanı